19 Aralık 2009 Cumartesi

Kazık(larım, ların, ları, larımız,larınız,ları)




Hayat bacağında asılmış beklemede…

Her kim olursan ol ya da her kim değilsen, nereye gideceğini bilmiyorsan kendi adımlarına takılıp düşersin ve Çinlilerin de dediği gibi ‘’nereye gideceğini bilen insanın, dünya önünden çekilir ona yol verir’’ tam böyle olmasa bile bu ana fikirde bir atasözleri olması lazım.

Ne ileri gidebiliyor insan bazen ne de geri. Yerinde sayıklıyorsun. Sanki sıkıca, kocaman bir iple hemen yanı başında ki kazığa bağlanmış gibi ya da kazık tam da senin üzerinde duruyormuş gibi.Canın yanar, kanın akar, gözlerin dolar ve ağlarsın.Ta ki paslanıp, o kazığa da sarılıp, ruhunun bir parçası haline getirip birlikte yürümeye cesaret edene kadar.Sonrası da hiç kolay değildir.Cesaret etmek yetmez çoğu zaman. Eğer ilk kez böyle bir durumla karşılaştıysan, bir de onunla beraber yürümeyi öğrenmen gerekir, ki mesela her düşüşünde bir öncekinden daha çok canın yanabilir ancak; düştükçe daha hızlı kalkarsın.Akabinde gözyaşı torbaları da bir gün kurur…

Çok evham yapmamak gerekir. Hayat dediğin şey, insan denilen biz garip yaratıkların uzun ama kısacık serüvenleridir. Hepsi birbirine benzer. Öyle ki acılar bile birbirine benzemeye başladı gün geçtikçe.Hani hep derlerdi ya, mutluluklar aynıdır esas olan acılar.Onlar birbirine benzemezdi hani…İşte o yalan olalı çok oluyor. Artık bir masada üç kişiden ikisi benzer dertten muzdarip ve belki tıpa tıp aynı dertten.

Şimdi peki bu yazının amacı nedir?

Bende bilmiyorum.Tek bildiğim benim acılarım eskimeye başladı.Kazığımla beraber yürümeye cesaret edeli çok oluyor.Öğrenme sürecim biraz sancılı geçmiştir, doğrudur.Kazığımla beraber yürümek gerçekten zor ve her düşüşümde daha hızlı kalksam da tekrar düşmemem için hiçbir sebep yok.Kusursuz dengem sırttan küçük bir darbeyle bozulabilir.Yeni yürümeyi öğrenen bir bebek gibi tıpkı.

Sabırla yeniden ve yeniden büyümek.Büyümeyi öğrenmek, tanımak.
Ve bir gün yeniden emeklemek.Bir gün yine yeniden en başından almak.En sonuna gelene kadar bu böyle sürüp gider.Kendi küçük kıyametini görene dek...

30 Ağustos 2009 Pazar

Hane yönetme kılavuzu mu ''lazım'' !!

Gibi olmamalı mesela ...


Şimdi tepetaklak olmuş bir hayatın tam üzerindeyim.Şam sersemine döndüm(ki böyle bir değim yok ben uydurdum şu an) Neyse yani...Sonuç olarak yıllar sonra şok tedavi yöntemiyle aniden ağır bir hastalığa tutuldu ruhum.Yine, yeniden ancak yeni bir şekilde değil.Hep aynı şeyler, aynı gözyaşları, aynı ses tonlarında ki aynı kızgınlıklar ve ruhuma sinsice sinen koyu bir renk var.Mutsuz muyum? Henüz bilemiyorum ancak, buna çok yakın bir şeyim şu anda.

İnsanların paylaşamadıkları ne çok şey var diye düşünüp duruyorum. Özellikle evli insanların. Evliliğe karşı değilim fakat çokta gerekli görmüyorum.En azından insani kimlikten çıkıp kedi-köpek moduna gireceksek.Aman diyim ben almayayım!

Ahh..ahh.. Öyle iç çekip duruyorum.Gözüm korkmuş durumda, hem de çok fena.Hayır anlayamadığım iki kişinin, ve varsa bir çocuk, o üç kişinin mutluluğundan ve huzurundan, ne daha önemli olabilir ki!Akrabalar mı, arkadaşlar mı, evler mi arabalar mı ?Yani ömrünü paylaştığın yol arkadaşların dışında hayatında birinci sıraya koyduğun üçüncü tekil yahut çoğul şahıslar bulunuyorsa ve hatta bu sıradakiler bazen şahıs bile olamıyorsa, şimdiden mutluluğa şöyle irice bir evlada diyebilirsin.Zira ağzımı bozmak istemiyorum ama varoşlarda sana ''nah'' çekerler.Aslında ben de çekerim!

Hane yönetme kılavuzumu lazım kardeşim. Nedir altı üstü mutlu olman gerek, biraz da pozitif zikreden bir beyin lazım! Zaten ortada yönetilecek bir şirket yok ki en büyük yanlış burada zaten. Yaşayacak insanlar var!

Dikkatli olmak lazım yani! Hep diyoruz ya ''bir kere geliyoruz bu dünyaya''.Zaten artık bu mekana dünya demeye de bin şahit lazım! İnsanların hayatları saniyeler içinde kayabiliyor. Gün geçtikçe daha da zorlaşan maddi manevi hayat şartlarının yanına, bir de üfürükten tayyare sorunlar eklemenin anlamı nedir? Bulup bulandıran kısmına laflarım. Biraz kıymet bilmek lazım değil mi ama...

Şimdi moda tabi dakka başı evlen, sonra boşan, bir daha evlen bir daha boşan...''Hacım olmadı biz beraber yaşayalım, zaten evlilik nedir ki yaağğ,boşvercen'' tarzı luzümsuz ve kanımca saçma bir genişlik.Hayır yaşayan yaşasın da şahsen benim için evlilikten bir farkı yok.O yüzden anlamsız geliyor.Hayır değerli zamanımı başka bir insan evladıyla paylaşacaksam, mutluluklarımı üzüntülerimi, bir imza zor gelmese gerek.Hem zaten artık çok kolay bu işler.Evlenmekte boşanmakta müthiş maharet yani anlatamam!

Siz önce, yok beraber yaşayalım yok evlenelim kısmına gelmeden bir adım evvel çok önemli bir aşama var, onu tamamlamanız lazım! Psikiyatrik yahut psikolojik muayene(sonrasında ki tedavi biçimi de önemli tabi) Evet! Aynen buna ihtiyaç var. Hiç olmazsa birbirlerinin hayatını katletmeden yaşamayı öğrenebilmiş, sözde gelişmiş dünyayla ve hayat standartlarıyla baş edebilen, gelişmiş insan modelini etkinleştirmiş oluruz.Yani sözde çoookk sosoyaliz ya, çok moderniz falan ancak en ilkel güdülerimizle baş edemiyoruz. Modern ‘’boşluklar’’ çoğalmaya devam ediyor.

Bozulduk anlayacağınız! .İnsan bozuldu. Evet, aynen bir robot gibi makine gibi. İnsan bozuldu. Çünkü artık duygularımız değil, sonradan edinme dürtülerimizle yaşıyoruz.Duygularımızı bastıran dürtülerimizle.Hatta belki güdülüyoruz.Ki bence bunun belkisi yok, baya güdülüyoruz.Egolar maksimum seviyede, narsistlik beğeni topluyor.Gün geçmiyor ki birileri bin beş yüz elli ikinci kez aşık olmasın ve terk edilmesin.Tüketim çılgınlığının yarattığı, önüne gelen somut veya soyut her şeyi yiyen ancak hazmedemeyen ey insancık! Azcık gözünü aç.Yalnızlığa sürükleniyorsun!

Yani nedir arkadaşım.Yapacağın edeceğin üç günlük ömründe yaşamak ya hu!!Bu kadar lanetleşmeye ne gerek var.Özellikle ikili ilişkiler noktasına takılmış durumdayım çünkü insan olmanın gereği toplu halde iletişim ve etkileşim içersinde yaşamakken, gün geçtikçe bu konuda nasıl daha da berbatlaştığımızı görelim! Daha kadın ve erkek olarak yaşamayı beceremiyoruz.Bu işi kadınlar ve erkekler olarak geliştirmeyi nasıl bekliyorlar yani onu merak ediyorum ben!!

4 Ağustos 2009 Salı

Aşk mı Meşk mi ? Konumuz yalnızlık mı ?



Yaa Jack ..gördün mü..bakarsın şimdi öyle aval aval...bazen insanın yalnızlığa şükredesi geliyor yani ne yalan söyleyeyim :)


Zamanın geçmesini seviyoruz aslında. Geçmesin diye dilendiğimiz günler bile yarının merakında kayboluyor belki. Unutulmayan güzel anılar hem de az ve uz. Özele hitaben ve kaynakça aşk-ı mahrumiyetten ya da atmayalım bazen de fazla aşktan meşkten, ona buna şuna aşktan yani en nihayetinde gönülden geçen günler. Hem insan enin sonunda aşıktır bir şekilde herhangi bir şeye.

En banel olanıdır aslında bir insana duyduğun aşk ve buna rağmen hiç modası geçmeyen de en nihayetinde budur. Kendi içinde bile çözülmez bir düğümdür o. İşin içinde etkileşim içinde insanlar varsa hele ki, iş duygulardan, karın ağrılarından, saçma sapan fikir mücadelelerinden ve bir kadından yahut adamdan geçiyorsa iş yaş demektir. İşte sırf bu yüzden hiç hayatımda bulmaca çözmedim diye üzülme, önünde sonunda herkes bir bulmaca çözer yazık ömründe. Cevaplarını uygulamalı bulsan da, boşlukları istediğin kadar doğru doldursan da yanlış sona ulaşman muhtemel bir oyundur ki, bu yüzden de akıl sağlığı açısından hep faydasız sonuçlar doğurur. Ha işin içinden zekice sıyrılanlar vardır,onlar da yokuşu sevgiye doğru akıtırlar ki bir nebze daha acısız bir yoldur, mantığı öyle kapı dışı etmez çok, daha paylaşımcıdır sonra...

İşte gece yaz gecesi olunca, ardından gelen Pink Martini rüzgarıyla beraber serin akşamlar da böyle tramvatik düşünceler içinde bulabiliyor insan kendini. Kaynakça huzurdan, keyiften dertten, acıdan, duyarsızlaşmaktan belki biraz da...Fakat şu an şiddetle hissettiğim tek şey boşlukta huzur dolu bir gece.

Duman değen gözlerimi kısarak uzaklara bakarken penceremden, Ankara’nın ışıkları gecenin izin verdiği şekilde tatlı tatlı serpiliyor yalnızlığıma. Hiç bu kadar güzel olmamıştı kendimle kalmak. Yalnızlık hep böyle acıklı bir durumdur ya aslında, hani öyle bilinir ya, hiçte öyle değil. İnsan en çok kendiyle güzel bana kalırsa ve tabi fonda hoş bir tını olmazsa olmaz. Ne güzeldir müzik ve ben.

not: seni seviyorum ...

Değil tabi ki … :)

Çoğu acıklı durumlar aslında senin acıklılığından kaynaklanır. Hiççç öyle yalnızlığa şuna buna bok atma durduk yere. Görmek istersen, biraz daha yukarı bakman yeterli. Ha çokta dikme gözünü tavana. Gözünün önünü görebilecek kıvam da ol yani.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Beynim Zonkluyor, Beyniniz Zonklamıyor mu ??


Bu sefer karikatür konuyla alakalı eğlence olsun diye değil, küfredin diye koydum!!


Cidden beynim zonkluyor. Bulutsuzluk Özlemi’nin de dediği gibi bir şeyler yapmalı yalnız olmuyor. Yani artık haber görmek, duymak, okumak istemiyorum. Millet çıldırmış. İnsanlar birbirini kesiyor, bir ton katil var, ilk önce en yakınlarında ki insanlara saldırmak suretiyle habire cinnet geçiren bireyler. Tabi bunlar ne kadar bireyler o kısmı tartışılır.

Gelecek kaygısından çatlamak üzere olan binlerce genç var sonra. Onları ne yapacağız yani bizi ne yapacağız. Sonra küresel ısınma denen bir olay var, kıçımız tutuşacak yakında ancak kimsenin umru değil. Geçen bir belgesel izledim, izlerken ölmüş kadar, dünyanın sonunu görmüş kadar oldum ki sonuna kadar izlemeye içim elvermedi. Nasıl şuursuz yaşadığımızı bir kez daha gördüm.

Sonra bir kadın meselesi var ki yüzyıllardır süregelen. Allahtan feminizm var diyeceğimde onunda gerçek anlamını kaç kişi biliyor, ne anlıyor Allah bilir! Sonra öyle acıdır ki sanatımıza sanatçımıza saldırıyoruz. Kıymet bilmiyoruz. Biri çıkıp gidesim geliyor deyince birileri çıkıp gidesin geliyorsa hiç durma bas git deyip koparıp atıyor olayı. Bu adam neden gitmek istiyor acaba diye sorulmuyor. Mühim olan sonuçtur kaidesini taşıyan manyakların temelsiz fikirlerinin, faşist zihniyetlerinin anlamsız savaşları işte !! Kendi ülkemizde kendi vatandaşlarımız birbirine düşman, saçma sapan eşitsizlikler olduğu gibi saçma sapan eşitliklerin de olduğu bir ülke burası. Örneğin parası olan ile olmayan öğrenci eşittir gözüyle bakıp, eşitliğin bokunu çıkarıp %100’e varan destursuz zamlar. Yani tamam dünya çıldırmışta biz de iki adım geri kalsak olmaz çünkü !!

7 Temmuz 2009 Salı

Küçük Sevimli MOR Çelik TeRMoSuM !! :)





Karikatürün konuyla alakası yok,eğlenelim diye koydum...

Sonunda hayatımın çelik termosunu buldum.Kendisi küçük,mor,sevimli tam istediğim gibi. Eee tabi eve gelir gelmez de görmemişin termosu olmuş misali kahvemi yapıp içine koydum.Bir şeyler karalarken ben,yanımda uzun süre sıcak kalabilen kahvem! Allahım bu nasıl tatlı bir huzurdur böyle.Yanımda gözlerime çakmak çakmak bakan Johnny Depp olsa bu kadar sevinmem valla.Ne de olsa Johnny’ler bugün vaaarr,yarın nerde kimse bilmez!Böyle mutlulukları erkek milletine bağlamaya hiç gelmez kanımca.Ayrıca kahvemin,yaklaşık 2 saat sonrasında da hala içilebilecek derecede sıcak olması ayrıca mesut etti beni.

Henüz kış gelmedi ,üstüne üstlükte baya var kapıya dayanmasına ama ; sanırım ki sonbahar da, termosumu kullanma olanakları sağlaması açısından,beni yeterli seviyede tatmin edecektir.Şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum.Karda,yağmurun az önce yağmış olduğu sokaklarda,kulağımda Guns’n Roses’den sağlam bir şeyler; ‘’don’t cry’’ ya da ‘’november rain’’ kıvamında,tek başıma gezip tozmak çok eğlenceli olacak.Müziği bir daha düşündüm de ruh halime göre Neko Case,Bob Dylan ya da Noraj Jones’da iyi gidecektir.



…Ve tabi arşınladığım yollarda önemli. Bahsettiğim mevsimlerde muhtemelen Allah’ın eskitme şehirlerinin en güzellerinden biri,bir o kadar da en gıcıklarından biri olan,insanda ironik duygular uyandıran,azgın genç kalabalığının arasında bir yerden sonra yavaş yavaş nefes alamadığını ve yaşlandığını sana hissettiren(onlardan biri olduğun halde),küçücük olmasına rağmen bir çok yüz taşıyan şehir,Eskişehir’de olacağım.Manik depresif ruh halimin aynası bir yerde bu şehir.Ona duyduğum nefrette sevgimden olsa gerek.

Akşamın bir saati çıkıp öylece tek başıma yürüme halini Eskişehir’de edindim.E yani bunalımlar insana her daim kötü alışkanlıklar kazandırmıyor.Acıyı unutmak için alkol,sigara,cigara pekte faydalı olamayabiliyor.Çünkü ayıldığında ya da sigaran bittiğinde kaldığın yerden büyüyerek devam ediyor derdin her neyse.Sonra yok baş ağrısı,yok kusması,tribi bilmem nesi…Sakat yani,pis işler.Ulen rahatlayacağım madem sonrasında neden bu kadar yorulayım ki,ne anlamı kaldı şimdi.Arada bir anlarım da,devamlı olarak bakarsak olaya,yok valla ben almayayım hatta elimde olsa mümkün olsa da alana da mani olsam.Her neyse tabi onlar durumlarından memnundurlar muhtemelen,o yüzden saygısızlıkta etmek istemediğimden çenemi kapatıyorum.



Ben kendi adıma çıldırdıkça, bunaldıkça,oturduğum yer batmaya başladıkça,düşünmemem gereken şeyleri düşündüğümü fark ettiğim anda kendimi sokaklara vurmakta buldum çareyi.Yürü dilediğin kadar.İstediğin kadar geç aynı sokaktan,aynı bankın önünden.Tüm bunları yaparken belki hala aynı şeyleri düşünmeye devam ediyorsun ancak, yorulmuyorsun ya da köşeye sıkışmış gibi hissetmiyorsun.Dışardasın ve gökyüzü hemen üstünde.Ne kadar sıkışmış gibi hissedebilirsin ki…
Ama işte yine de tüm bunları yaparken hep bir eksik vardı.Yanımda olmasını dilediğim,sıcaklığını hissetmek istediğim…Sevimli,mor,küçük çelik termosum ve kahvem eksikti!! Oradan buradan aldığım kağıt bardaklar içinde ki hazır kahveler onların yerini nasıl tutsundu ki?
Oysa artık onlara muhtaç değilim.Kendimi avutma dönemlerim son buldu. Müziğim,küçük sevimli çelik mor termosum,kahvem ve ben.Tabi bu şimdilik bir tür mutlsu son diyebiliriz.

‘’Daha ne isterim hayattan’’ diye bitirmeyi de isterdim ancak, insanoğlu mağlumunuz.Gayette daha bir çok şey istiyorum hayattan.Ohooo daha ‘’Şu’’ olcak ‘’Bu’’ olcak,ondan sonra Şu ile Bu iyi giderse sonra sırada ‘’O’’ da var daha.Hem birinci tekil şahıslar bitince,çoğullar bekliyor kapıda.Yani anlayacağınız çoookk işimiz var daha çoookk!!İnsanoğlu yaşadığı ve nefes aldığı her an,bir sonraki gün için yeni şunlar,bunlar,onlar ürtecektir.Amaçsız kaldığın gün,umutsuz kaldığın gündür ve umutsuz kalmak insanı öldürür!

5 Temmuz 2009 Pazar

Neşeli Ol ki Genç Kalasın..Bitter Çikolata Kıvamında :)



Bu ara pek bir huzurluyum.Korkutucu derecede diyebiliriz hatta.Zaten Cem Yılmaz’ın dediği gibi bizim millet olarak böyle bir sorunumuz var.Mutlu olunca korkmak gibi.Milletçe histerik ya da manik depresifiz.Çeşitli psikolojik hastalıklar acaba genlerimizde mi yatıyor.İlginç tabi,konunun bu kısmına girersek bir daha çıkamayız sanırım.Çıksakta ne derece sağ kalırız bilemiyorum.
Her neyse velhasıl durum bu, çok huzurluyum ve sanki bir dakika sonra biri o kocaman çomağıyla gelip bir şeyleri alt üst edecekmiş gibi hissediyorum.Uzun süreli zor yaşantı,huzursuzluklar ve acıyla başa çıkmayı öğrenme hali sonuç olarak insanda böyle bir mekanizma da yaratıyor olabilir.

Yani zor olanı atlatıp, kolayda mallaşmak nasıl bir duygu gayet iyi biliyorum.

Mesela şimdi ben önüme gelen mutluluğu kuşkuyla karşılayıp,sonuna kadar tüketmekten kaçınıyorum ya,halbüküsü bu durum devreleri cız ettiriyor ve bir süre sonra kaldığımız yerden yani sızlanma ve melankoli davasına dönüş yaptırıyor.Bu tabi ki şu demek değil,tam tersi bir davranış halinde asla mutsuz olmayacaksın!Böylesi bir toz pembe yaşantıdan da bahsetmiyorum.Elbette hayatın bonus yumurtalarıyla nereden karşınıza acı haliyle çıkacağını bilemezsiniz.Fakat dünyaya pozitif bakmak,hayatı pozitif algılamak yani beynini ve ruhunu kötülüklerden çok iyiliklere ve güzel düşüncelere açmak ciddi anlamda etkili.Yani her şeyden önce kendi iç huzurumuz açısından çok daha faydalı bir durum.Yirmi dört saat içinde,ruhunda kocaman bir ağırlık taşımak insanı her anlamda yoruyor bana kalırsa.Belki de öğrenmem gereken asıl şey de budur.Yaşadığım kötü olayları içimde bir yerde hızla birktirmek yerine yaşanıp geçmesine izin vermem gerekir.Ruhumu devamlı olarak bu duyguların barınağı yaptığım takdirde ne gariptir ki mutluluk denilen kavrama uzaydan düşmüş bilinmeyen bir madde muamelesi yapıyorum.Sanki kullanmak için kılavuza ihtiyacım varmış gibi!İstem dışı oluyor bunlar tabi.Yani bir yerden sonra otomatikleşiyor tüm duygular.Sonrasıysa felakete boğuyor insanı.



Neyse ki son zamanlar da artık her şeyin daha çok farkındayım.Bu söylediklerimi eskiden de biliyordum ancak bilmek hiçbir zaman farkında olmak demek olmadığından,jetonumun yeni düştüğü çok açık.Artık hayata karşı daha uysal,sakin ve de açık davranıyorum.Zorluklarla savaşma gibi bir derdim yok,savaşıp galip çıkma gibi bir derdim hiç yok.Artık hayatı can kulağıyla dinlemeye çalışıyorum,yeri geldiğinde kendimi dinletmek adına.Şu genç ve güzel ömürümü milattan öncesinde kalmış olan sıkıntılarla işlemek kendime attığım en büyük kazık oluyor kanımca.Kendini sevmekse olay,budur kendini sevmek ve kendine değer vermek.Her şey yerli yerinde olduğu zaman, neden her şey bu kadar düzgün ki,gibi bir soru sormanın manasızlığı ve mantıksızlığı çok açık.Nedenleri,sebepleri düşünmek elbette normal ancak;işi abartıp henüz var olmayan ve nedense genelde de beyinde acıklı tasarlanan sonun ve yine bilinmeyen bir şekilde kaçınılmazlığına inanarak en güzel günleri berbat etmek cidden delilik.

Şimdi okuyanlarınız ‘’höhhh ama bu kadar kurguluda kimse yapmıyor canım,abartmışın senn’’ diyebilirsiniz.Fakat acıdır ki yukarda da belirttiğim gibi zaten bunların çoğunu bilinçsiz yapıyoruz.Şimdi böyle uzun uzadıya yazınca korkunç geliyor insana ama beynimiz bu bulmacaları çok kısa zamanda çözüp,bilincin en kuytu koşesine yerleştirip,patlamaya hazır bir tür bomba üretiyor.Oldukça hasas zafiyetlerle üretilen bu bomba haliyle patlamak için çookk büyük sebeplere ihtiyaç duymuyor,en ufak sorunda bommm!!Sonuç,beynin her köşesine yayılan mutsuzluk silsilesinin ruha sinmesi olarak şekilleniyor.İşte sonrasında da gelişmiş ergen psikolojisi(bunalımlı yetişkin) olarak tüm dünya kötü,hayatta zaten acı,bak zaten her mutluluğumun bedelini ödüyorum…vs..vs…şeklindeki insanın ömründen ömür çalan bir bakış açısı gelişiyor ,ki akabinde bu felsefe insanın ciddi anlamda ki her tür zorluğa karşı da bağışıklığını yitirmesi ve savunma mekanizmasının devrilmesi demek oluyor.



Tabi yazımın sonunda da eskiden 23 Nisanlar da söylediğimiz Neşeli ol ki genç kalasın’ın sözlerini hatırlatmak isterim.İçinde ki çocuğu kaybetme,yok efendim öldürme katletme,onunla hep iletişimde ol muhabbeti var ya..hah işte,bahsettiğim bir yerde bu kapıya da çıkıyor.Çocuk yaşasın istiyorsan,acıyı karantinaya almayı bileceksin.

neşeli ol ki genç kalasın.
bu dünyadan da zevk alasın.
umutlar hep süslenir neşeyle,
neşeli ol ki genç kalasın.

neşeli ol ki hep artsın gücün.
yorgunluk nedir bilme bütün gün.
umutlar hep beslenir neşeyle.
neşeli ol ki hep artsın gücün.

Hava civa değil ha bunlar.Gerçek!Acı değil bu, tatlı gerçek.Bitter çikolata kıvamın da!

26 Haziran 2009 Cuma

King Of Pop,Moonwalker



İnsan öyle şaşkın, öyle garip ,öyle aciz …Geçmişin izleri tek tek mekan değiştiriyor ve belki de hızla.Bu kadar üzüleceğimi de tahmin etmezdim cidden!Bir gün hepimiz geçmişten birer parça olacağız ve o gün gelene dek gidenlerin arkasından şaşa kalmakla yetiniyoruz…ne kadar insanca,ne kadar insancıl!!

Hangimizin çocukluğundan bir parça değil ki Jackson .Onu dans ederken izledikten sonra kaç kişi ‘’du bir deneyim bakalım nası oluyo’’ dememiştir acaba.Şarkılarını taklit ederek söylemeye çalışırken bir yandan da moonwalker çabaları… Unutulmaz ‘’Ay Yürüyüşü’’ , kinf of pop!

90 kuşağının sonlarının pek yakalayamadığı,80 sonlarınınsa son dakikada kendisine şahit olduğu bir süper star.

Böyle insanların göçüp gitmesi,her defasında bana bu dünyanın nasıl asidik bir mekan olduğunu kanıtlıyor.Çocukluğumdan bir parça daha kayıtlara ‘’merhum’’ olarak yazıldı.Bilmem kaç ameliyatla bilmem kaç ton kendini açtırması,hakkında açılan çocuk tacizcisi davasından beraat etmesi onu eleştirmemiz için bolca dil verdi bize.Ne olursa olsun özel bir adamdı.Son zamanlarda kendimi de bu duruma dahil edebilirim,adı geçince garip bir sırıtma biniyordu suratlara,suratıma.Çocukluğumuza kattığı onca tatlı anıyı unutarak böyle davranıyorduk.Oysa o Michael Jackson’dı ve kim ne derse desin yeniden bir Michael Jackson zor bulunur yeniden çocukluğumuza dönemeyeceğimiz gibi.Yine de hala diyebiliyorum ki keşke onca ameliyatı olmasaydın.Sen siyah bir adam olarak zaten yeterince güzeldin.

Listeleri alt üst eden şarkıları,dönemin en ateşli starı,en güzel ve zor dans figürleri.En sevdiğim iki şarkısı olan ,ki yıllardır dinlemiyorum,‘’Black or White ve Beat İt’’ dı.Şimdi şarkılar listemde,tekrar tuşu basılı…Ona ve çocukluğuma irice bir elveda diyorum.

Süper starlara sanki hiç ölmeyecekmiş gibi ya da hiç yaşlanmayacakmış gibi bakıyoruz ya hani o beyaz camın ardından.Oysa zamana ve bu asidik mekana hiçbir canlı hükmedemiyor.Böyle vakalarla durumun inceliğinin ve acı gerçekliğinin farkına varıyoruz.Onca skandal,yüksek estetik kaygısı,onca konser,onca albüm,onca hayran,onca dans ve bir gün tekleyen bir kalp!

Güzel çocukluğum…
Sonuç paragrafı giriş kadar uzun olamıyor her zaman.Bazen aniden ve tek bir hamlede bitebiliyor hepsi.

Rahat uyu Michael , sana irice bir elveda !