7 Temmuz 2009 Salı

Küçük Sevimli MOR Çelik TeRMoSuM !! :)





Karikatürün konuyla alakası yok,eğlenelim diye koydum...

Sonunda hayatımın çelik termosunu buldum.Kendisi küçük,mor,sevimli tam istediğim gibi. Eee tabi eve gelir gelmez de görmemişin termosu olmuş misali kahvemi yapıp içine koydum.Bir şeyler karalarken ben,yanımda uzun süre sıcak kalabilen kahvem! Allahım bu nasıl tatlı bir huzurdur böyle.Yanımda gözlerime çakmak çakmak bakan Johnny Depp olsa bu kadar sevinmem valla.Ne de olsa Johnny’ler bugün vaaarr,yarın nerde kimse bilmez!Böyle mutlulukları erkek milletine bağlamaya hiç gelmez kanımca.Ayrıca kahvemin,yaklaşık 2 saat sonrasında da hala içilebilecek derecede sıcak olması ayrıca mesut etti beni.

Henüz kış gelmedi ,üstüne üstlükte baya var kapıya dayanmasına ama ; sanırım ki sonbahar da, termosumu kullanma olanakları sağlaması açısından,beni yeterli seviyede tatmin edecektir.Şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum.Karda,yağmurun az önce yağmış olduğu sokaklarda,kulağımda Guns’n Roses’den sağlam bir şeyler; ‘’don’t cry’’ ya da ‘’november rain’’ kıvamında,tek başıma gezip tozmak çok eğlenceli olacak.Müziği bir daha düşündüm de ruh halime göre Neko Case,Bob Dylan ya da Noraj Jones’da iyi gidecektir.



…Ve tabi arşınladığım yollarda önemli. Bahsettiğim mevsimlerde muhtemelen Allah’ın eskitme şehirlerinin en güzellerinden biri,bir o kadar da en gıcıklarından biri olan,insanda ironik duygular uyandıran,azgın genç kalabalığının arasında bir yerden sonra yavaş yavaş nefes alamadığını ve yaşlandığını sana hissettiren(onlardan biri olduğun halde),küçücük olmasına rağmen bir çok yüz taşıyan şehir,Eskişehir’de olacağım.Manik depresif ruh halimin aynası bir yerde bu şehir.Ona duyduğum nefrette sevgimden olsa gerek.

Akşamın bir saati çıkıp öylece tek başıma yürüme halini Eskişehir’de edindim.E yani bunalımlar insana her daim kötü alışkanlıklar kazandırmıyor.Acıyı unutmak için alkol,sigara,cigara pekte faydalı olamayabiliyor.Çünkü ayıldığında ya da sigaran bittiğinde kaldığın yerden büyüyerek devam ediyor derdin her neyse.Sonra yok baş ağrısı,yok kusması,tribi bilmem nesi…Sakat yani,pis işler.Ulen rahatlayacağım madem sonrasında neden bu kadar yorulayım ki,ne anlamı kaldı şimdi.Arada bir anlarım da,devamlı olarak bakarsak olaya,yok valla ben almayayım hatta elimde olsa mümkün olsa da alana da mani olsam.Her neyse tabi onlar durumlarından memnundurlar muhtemelen,o yüzden saygısızlıkta etmek istemediğimden çenemi kapatıyorum.



Ben kendi adıma çıldırdıkça, bunaldıkça,oturduğum yer batmaya başladıkça,düşünmemem gereken şeyleri düşündüğümü fark ettiğim anda kendimi sokaklara vurmakta buldum çareyi.Yürü dilediğin kadar.İstediğin kadar geç aynı sokaktan,aynı bankın önünden.Tüm bunları yaparken belki hala aynı şeyleri düşünmeye devam ediyorsun ancak, yorulmuyorsun ya da köşeye sıkışmış gibi hissetmiyorsun.Dışardasın ve gökyüzü hemen üstünde.Ne kadar sıkışmış gibi hissedebilirsin ki…
Ama işte yine de tüm bunları yaparken hep bir eksik vardı.Yanımda olmasını dilediğim,sıcaklığını hissetmek istediğim…Sevimli,mor,küçük çelik termosum ve kahvem eksikti!! Oradan buradan aldığım kağıt bardaklar içinde ki hazır kahveler onların yerini nasıl tutsundu ki?
Oysa artık onlara muhtaç değilim.Kendimi avutma dönemlerim son buldu. Müziğim,küçük sevimli çelik mor termosum,kahvem ve ben.Tabi bu şimdilik bir tür mutlsu son diyebiliriz.

‘’Daha ne isterim hayattan’’ diye bitirmeyi de isterdim ancak, insanoğlu mağlumunuz.Gayette daha bir çok şey istiyorum hayattan.Ohooo daha ‘’Şu’’ olcak ‘’Bu’’ olcak,ondan sonra Şu ile Bu iyi giderse sonra sırada ‘’O’’ da var daha.Hem birinci tekil şahıslar bitince,çoğullar bekliyor kapıda.Yani anlayacağınız çoookk işimiz var daha çoookk!!İnsanoğlu yaşadığı ve nefes aldığı her an,bir sonraki gün için yeni şunlar,bunlar,onlar ürtecektir.Amaçsız kaldığın gün,umutsuz kaldığın gündür ve umutsuz kalmak insanı öldürür!

5 Temmuz 2009 Pazar

Neşeli Ol ki Genç Kalasın..Bitter Çikolata Kıvamında :)



Bu ara pek bir huzurluyum.Korkutucu derecede diyebiliriz hatta.Zaten Cem Yılmaz’ın dediği gibi bizim millet olarak böyle bir sorunumuz var.Mutlu olunca korkmak gibi.Milletçe histerik ya da manik depresifiz.Çeşitli psikolojik hastalıklar acaba genlerimizde mi yatıyor.İlginç tabi,konunun bu kısmına girersek bir daha çıkamayız sanırım.Çıksakta ne derece sağ kalırız bilemiyorum.
Her neyse velhasıl durum bu, çok huzurluyum ve sanki bir dakika sonra biri o kocaman çomağıyla gelip bir şeyleri alt üst edecekmiş gibi hissediyorum.Uzun süreli zor yaşantı,huzursuzluklar ve acıyla başa çıkmayı öğrenme hali sonuç olarak insanda böyle bir mekanizma da yaratıyor olabilir.

Yani zor olanı atlatıp, kolayda mallaşmak nasıl bir duygu gayet iyi biliyorum.

Mesela şimdi ben önüme gelen mutluluğu kuşkuyla karşılayıp,sonuna kadar tüketmekten kaçınıyorum ya,halbüküsü bu durum devreleri cız ettiriyor ve bir süre sonra kaldığımız yerden yani sızlanma ve melankoli davasına dönüş yaptırıyor.Bu tabi ki şu demek değil,tam tersi bir davranış halinde asla mutsuz olmayacaksın!Böylesi bir toz pembe yaşantıdan da bahsetmiyorum.Elbette hayatın bonus yumurtalarıyla nereden karşınıza acı haliyle çıkacağını bilemezsiniz.Fakat dünyaya pozitif bakmak,hayatı pozitif algılamak yani beynini ve ruhunu kötülüklerden çok iyiliklere ve güzel düşüncelere açmak ciddi anlamda etkili.Yani her şeyden önce kendi iç huzurumuz açısından çok daha faydalı bir durum.Yirmi dört saat içinde,ruhunda kocaman bir ağırlık taşımak insanı her anlamda yoruyor bana kalırsa.Belki de öğrenmem gereken asıl şey de budur.Yaşadığım kötü olayları içimde bir yerde hızla birktirmek yerine yaşanıp geçmesine izin vermem gerekir.Ruhumu devamlı olarak bu duyguların barınağı yaptığım takdirde ne gariptir ki mutluluk denilen kavrama uzaydan düşmüş bilinmeyen bir madde muamelesi yapıyorum.Sanki kullanmak için kılavuza ihtiyacım varmış gibi!İstem dışı oluyor bunlar tabi.Yani bir yerden sonra otomatikleşiyor tüm duygular.Sonrasıysa felakete boğuyor insanı.



Neyse ki son zamanlar da artık her şeyin daha çok farkındayım.Bu söylediklerimi eskiden de biliyordum ancak bilmek hiçbir zaman farkında olmak demek olmadığından,jetonumun yeni düştüğü çok açık.Artık hayata karşı daha uysal,sakin ve de açık davranıyorum.Zorluklarla savaşma gibi bir derdim yok,savaşıp galip çıkma gibi bir derdim hiç yok.Artık hayatı can kulağıyla dinlemeye çalışıyorum,yeri geldiğinde kendimi dinletmek adına.Şu genç ve güzel ömürümü milattan öncesinde kalmış olan sıkıntılarla işlemek kendime attığım en büyük kazık oluyor kanımca.Kendini sevmekse olay,budur kendini sevmek ve kendine değer vermek.Her şey yerli yerinde olduğu zaman, neden her şey bu kadar düzgün ki,gibi bir soru sormanın manasızlığı ve mantıksızlığı çok açık.Nedenleri,sebepleri düşünmek elbette normal ancak;işi abartıp henüz var olmayan ve nedense genelde de beyinde acıklı tasarlanan sonun ve yine bilinmeyen bir şekilde kaçınılmazlığına inanarak en güzel günleri berbat etmek cidden delilik.

Şimdi okuyanlarınız ‘’höhhh ama bu kadar kurguluda kimse yapmıyor canım,abartmışın senn’’ diyebilirsiniz.Fakat acıdır ki yukarda da belirttiğim gibi zaten bunların çoğunu bilinçsiz yapıyoruz.Şimdi böyle uzun uzadıya yazınca korkunç geliyor insana ama beynimiz bu bulmacaları çok kısa zamanda çözüp,bilincin en kuytu koşesine yerleştirip,patlamaya hazır bir tür bomba üretiyor.Oldukça hasas zafiyetlerle üretilen bu bomba haliyle patlamak için çookk büyük sebeplere ihtiyaç duymuyor,en ufak sorunda bommm!!Sonuç,beynin her köşesine yayılan mutsuzluk silsilesinin ruha sinmesi olarak şekilleniyor.İşte sonrasında da gelişmiş ergen psikolojisi(bunalımlı yetişkin) olarak tüm dünya kötü,hayatta zaten acı,bak zaten her mutluluğumun bedelini ödüyorum…vs..vs…şeklindeki insanın ömründen ömür çalan bir bakış açısı gelişiyor ,ki akabinde bu felsefe insanın ciddi anlamda ki her tür zorluğa karşı da bağışıklığını yitirmesi ve savunma mekanizmasının devrilmesi demek oluyor.



Tabi yazımın sonunda da eskiden 23 Nisanlar da söylediğimiz Neşeli ol ki genç kalasın’ın sözlerini hatırlatmak isterim.İçinde ki çocuğu kaybetme,yok efendim öldürme katletme,onunla hep iletişimde ol muhabbeti var ya..hah işte,bahsettiğim bir yerde bu kapıya da çıkıyor.Çocuk yaşasın istiyorsan,acıyı karantinaya almayı bileceksin.

neşeli ol ki genç kalasın.
bu dünyadan da zevk alasın.
umutlar hep süslenir neşeyle,
neşeli ol ki genç kalasın.

neşeli ol ki hep artsın gücün.
yorgunluk nedir bilme bütün gün.
umutlar hep beslenir neşeyle.
neşeli ol ki hep artsın gücün.

Hava civa değil ha bunlar.Gerçek!Acı değil bu, tatlı gerçek.Bitter çikolata kıvamın da!