30 Ağustos 2009 Pazar

Hane yönetme kılavuzu mu ''lazım'' !!

Gibi olmamalı mesela ...


Şimdi tepetaklak olmuş bir hayatın tam üzerindeyim.Şam sersemine döndüm(ki böyle bir değim yok ben uydurdum şu an) Neyse yani...Sonuç olarak yıllar sonra şok tedavi yöntemiyle aniden ağır bir hastalığa tutuldu ruhum.Yine, yeniden ancak yeni bir şekilde değil.Hep aynı şeyler, aynı gözyaşları, aynı ses tonlarında ki aynı kızgınlıklar ve ruhuma sinsice sinen koyu bir renk var.Mutsuz muyum? Henüz bilemiyorum ancak, buna çok yakın bir şeyim şu anda.

İnsanların paylaşamadıkları ne çok şey var diye düşünüp duruyorum. Özellikle evli insanların. Evliliğe karşı değilim fakat çokta gerekli görmüyorum.En azından insani kimlikten çıkıp kedi-köpek moduna gireceksek.Aman diyim ben almayayım!

Ahh..ahh.. Öyle iç çekip duruyorum.Gözüm korkmuş durumda, hem de çok fena.Hayır anlayamadığım iki kişinin, ve varsa bir çocuk, o üç kişinin mutluluğundan ve huzurundan, ne daha önemli olabilir ki!Akrabalar mı, arkadaşlar mı, evler mi arabalar mı ?Yani ömrünü paylaştığın yol arkadaşların dışında hayatında birinci sıraya koyduğun üçüncü tekil yahut çoğul şahıslar bulunuyorsa ve hatta bu sıradakiler bazen şahıs bile olamıyorsa, şimdiden mutluluğa şöyle irice bir evlada diyebilirsin.Zira ağzımı bozmak istemiyorum ama varoşlarda sana ''nah'' çekerler.Aslında ben de çekerim!

Hane yönetme kılavuzumu lazım kardeşim. Nedir altı üstü mutlu olman gerek, biraz da pozitif zikreden bir beyin lazım! Zaten ortada yönetilecek bir şirket yok ki en büyük yanlış burada zaten. Yaşayacak insanlar var!

Dikkatli olmak lazım yani! Hep diyoruz ya ''bir kere geliyoruz bu dünyaya''.Zaten artık bu mekana dünya demeye de bin şahit lazım! İnsanların hayatları saniyeler içinde kayabiliyor. Gün geçtikçe daha da zorlaşan maddi manevi hayat şartlarının yanına, bir de üfürükten tayyare sorunlar eklemenin anlamı nedir? Bulup bulandıran kısmına laflarım. Biraz kıymet bilmek lazım değil mi ama...

Şimdi moda tabi dakka başı evlen, sonra boşan, bir daha evlen bir daha boşan...''Hacım olmadı biz beraber yaşayalım, zaten evlilik nedir ki yaağğ,boşvercen'' tarzı luzümsuz ve kanımca saçma bir genişlik.Hayır yaşayan yaşasın da şahsen benim için evlilikten bir farkı yok.O yüzden anlamsız geliyor.Hayır değerli zamanımı başka bir insan evladıyla paylaşacaksam, mutluluklarımı üzüntülerimi, bir imza zor gelmese gerek.Hem zaten artık çok kolay bu işler.Evlenmekte boşanmakta müthiş maharet yani anlatamam!

Siz önce, yok beraber yaşayalım yok evlenelim kısmına gelmeden bir adım evvel çok önemli bir aşama var, onu tamamlamanız lazım! Psikiyatrik yahut psikolojik muayene(sonrasında ki tedavi biçimi de önemli tabi) Evet! Aynen buna ihtiyaç var. Hiç olmazsa birbirlerinin hayatını katletmeden yaşamayı öğrenebilmiş, sözde gelişmiş dünyayla ve hayat standartlarıyla baş edebilen, gelişmiş insan modelini etkinleştirmiş oluruz.Yani sözde çoookk sosoyaliz ya, çok moderniz falan ancak en ilkel güdülerimizle baş edemiyoruz. Modern ‘’boşluklar’’ çoğalmaya devam ediyor.

Bozulduk anlayacağınız! .İnsan bozuldu. Evet, aynen bir robot gibi makine gibi. İnsan bozuldu. Çünkü artık duygularımız değil, sonradan edinme dürtülerimizle yaşıyoruz.Duygularımızı bastıran dürtülerimizle.Hatta belki güdülüyoruz.Ki bence bunun belkisi yok, baya güdülüyoruz.Egolar maksimum seviyede, narsistlik beğeni topluyor.Gün geçmiyor ki birileri bin beş yüz elli ikinci kez aşık olmasın ve terk edilmesin.Tüketim çılgınlığının yarattığı, önüne gelen somut veya soyut her şeyi yiyen ancak hazmedemeyen ey insancık! Azcık gözünü aç.Yalnızlığa sürükleniyorsun!

Yani nedir arkadaşım.Yapacağın edeceğin üç günlük ömründe yaşamak ya hu!!Bu kadar lanetleşmeye ne gerek var.Özellikle ikili ilişkiler noktasına takılmış durumdayım çünkü insan olmanın gereği toplu halde iletişim ve etkileşim içersinde yaşamakken, gün geçtikçe bu konuda nasıl daha da berbatlaştığımızı görelim! Daha kadın ve erkek olarak yaşamayı beceremiyoruz.Bu işi kadınlar ve erkekler olarak geliştirmeyi nasıl bekliyorlar yani onu merak ediyorum ben!!

4 Ağustos 2009 Salı

Aşk mı Meşk mi ? Konumuz yalnızlık mı ?



Yaa Jack ..gördün mü..bakarsın şimdi öyle aval aval...bazen insanın yalnızlığa şükredesi geliyor yani ne yalan söyleyeyim :)


Zamanın geçmesini seviyoruz aslında. Geçmesin diye dilendiğimiz günler bile yarının merakında kayboluyor belki. Unutulmayan güzel anılar hem de az ve uz. Özele hitaben ve kaynakça aşk-ı mahrumiyetten ya da atmayalım bazen de fazla aşktan meşkten, ona buna şuna aşktan yani en nihayetinde gönülden geçen günler. Hem insan enin sonunda aşıktır bir şekilde herhangi bir şeye.

En banel olanıdır aslında bir insana duyduğun aşk ve buna rağmen hiç modası geçmeyen de en nihayetinde budur. Kendi içinde bile çözülmez bir düğümdür o. İşin içinde etkileşim içinde insanlar varsa hele ki, iş duygulardan, karın ağrılarından, saçma sapan fikir mücadelelerinden ve bir kadından yahut adamdan geçiyorsa iş yaş demektir. İşte sırf bu yüzden hiç hayatımda bulmaca çözmedim diye üzülme, önünde sonunda herkes bir bulmaca çözer yazık ömründe. Cevaplarını uygulamalı bulsan da, boşlukları istediğin kadar doğru doldursan da yanlış sona ulaşman muhtemel bir oyundur ki, bu yüzden de akıl sağlığı açısından hep faydasız sonuçlar doğurur. Ha işin içinden zekice sıyrılanlar vardır,onlar da yokuşu sevgiye doğru akıtırlar ki bir nebze daha acısız bir yoldur, mantığı öyle kapı dışı etmez çok, daha paylaşımcıdır sonra...

İşte gece yaz gecesi olunca, ardından gelen Pink Martini rüzgarıyla beraber serin akşamlar da böyle tramvatik düşünceler içinde bulabiliyor insan kendini. Kaynakça huzurdan, keyiften dertten, acıdan, duyarsızlaşmaktan belki biraz da...Fakat şu an şiddetle hissettiğim tek şey boşlukta huzur dolu bir gece.

Duman değen gözlerimi kısarak uzaklara bakarken penceremden, Ankara’nın ışıkları gecenin izin verdiği şekilde tatlı tatlı serpiliyor yalnızlığıma. Hiç bu kadar güzel olmamıştı kendimle kalmak. Yalnızlık hep böyle acıklı bir durumdur ya aslında, hani öyle bilinir ya, hiçte öyle değil. İnsan en çok kendiyle güzel bana kalırsa ve tabi fonda hoş bir tını olmazsa olmaz. Ne güzeldir müzik ve ben.

not: seni seviyorum ...

Değil tabi ki … :)

Çoğu acıklı durumlar aslında senin acıklılığından kaynaklanır. Hiççç öyle yalnızlığa şuna buna bok atma durduk yere. Görmek istersen, biraz daha yukarı bakman yeterli. Ha çokta dikme gözünü tavana. Gözünün önünü görebilecek kıvam da ol yani.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Beynim Zonkluyor, Beyniniz Zonklamıyor mu ??


Bu sefer karikatür konuyla alakalı eğlence olsun diye değil, küfredin diye koydum!!


Cidden beynim zonkluyor. Bulutsuzluk Özlemi’nin de dediği gibi bir şeyler yapmalı yalnız olmuyor. Yani artık haber görmek, duymak, okumak istemiyorum. Millet çıldırmış. İnsanlar birbirini kesiyor, bir ton katil var, ilk önce en yakınlarında ki insanlara saldırmak suretiyle habire cinnet geçiren bireyler. Tabi bunlar ne kadar bireyler o kısmı tartışılır.

Gelecek kaygısından çatlamak üzere olan binlerce genç var sonra. Onları ne yapacağız yani bizi ne yapacağız. Sonra küresel ısınma denen bir olay var, kıçımız tutuşacak yakında ancak kimsenin umru değil. Geçen bir belgesel izledim, izlerken ölmüş kadar, dünyanın sonunu görmüş kadar oldum ki sonuna kadar izlemeye içim elvermedi. Nasıl şuursuz yaşadığımızı bir kez daha gördüm.

Sonra bir kadın meselesi var ki yüzyıllardır süregelen. Allahtan feminizm var diyeceğimde onunda gerçek anlamını kaç kişi biliyor, ne anlıyor Allah bilir! Sonra öyle acıdır ki sanatımıza sanatçımıza saldırıyoruz. Kıymet bilmiyoruz. Biri çıkıp gidesim geliyor deyince birileri çıkıp gidesin geliyorsa hiç durma bas git deyip koparıp atıyor olayı. Bu adam neden gitmek istiyor acaba diye sorulmuyor. Mühim olan sonuçtur kaidesini taşıyan manyakların temelsiz fikirlerinin, faşist zihniyetlerinin anlamsız savaşları işte !! Kendi ülkemizde kendi vatandaşlarımız birbirine düşman, saçma sapan eşitsizlikler olduğu gibi saçma sapan eşitliklerin de olduğu bir ülke burası. Örneğin parası olan ile olmayan öğrenci eşittir gözüyle bakıp, eşitliğin bokunu çıkarıp %100’e varan destursuz zamlar. Yani tamam dünya çıldırmışta biz de iki adım geri kalsak olmaz çünkü !!